Öğretmenler Forumu

Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz
Gelişmiş Arama  

Haberler:

Gönderen Konu: Ben giderim adım kalır  (Okunma sayısı 12572 defa)

Mehmet ÇÖMEZ

  • Moderat
  • Yeni
  • *****
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • İleti: 20
Ben giderim adım kalır
« : 18 Ocak 2010, 13:10:05 »

“Ben giderim adım kalır
Dostlar beni hatırlasın”

Demiş Aşık Veysel. İnsanlar adlarıyla anılırlar çünkü, sahip olduğumuz tek varlığımız adımızdır. Giderken sonsuzluğa, adımızla uğurlarlar bizi. İşte belki de sırf bu yüzden güzel adlar vermeliyiz çocuklarımıza.
Öyle mi yapıyoruz gerçekten? Güzel adlar verebiliyor muyuz çocuklarımıza?
Çocuğumuza ad verirken  neye göre seçeriz?
Ölçümüz nedir?
Belki dedesinin, ninesinin veya sevdiğimiz bir ünlünün adını veririz. Peki düşündük mü hiç verdiğimiz bu ad ne anlama geliyor diye? “İnsanlar adlarının 7 özelliğinden en az birini taşır” der bir düşünür.
Peki kendi adınızın anlamını biliyor musunuz?
Şöyle bir düşündük, taşındık daha çok da araştırdık… eskiden insanların ad verirken bir ölçütü, bir yöntemi var mıymış diye. Bir de bugüne baktık bugün bir yöntemimiz var mı diye.
Varmış.
Gel gör ki eski yöntemlerle yeni yöntemler arasında dağlar kadar da fark varmış, onu gördük.
Eskiden Türkler çocuğun bir marifet göstermesini beklerlermiş genellikle. O herhangi bir marifet gösterene kadar da ad vermezler, gerekirse öylesine bir adla seslenirlermiş. Adsız kalmamak için çocuk, en kısa sürede hüner göstermeye çalışırmış. Bu da insanların kendini geliştirmesi için teşvik edici bir eylem olarak düşünülebilir elbette.
Dede Korkut öykülerinden bilirsiniz hepiniz. Boğaç Han’ın adı, bir boğayı güreşte yendiği için Boğaç olmuştur.
Oğuz Han, kentini en iyi savunan, saklayan komutanına Saklap adını vermiştir.
Kağnıyı ilk icat eden komutanına da bu icadı için Kangaluğ adını vermiştir.
Yine kaybolan atını karlı dağlardan bulup getiren ve getirdiğinde hâlâ üzerinde bir miktar kar bulunan komutanına da Karluk adını vermiştir.
Peki başka halklarda durum nasılmış?
Yaşlıca bir kişi gençliğinden itibaren yakarmış Tanrı’ya bir oğul için. Olmamış, bir oğul vermemiş ona Tanrı. Yine yaşlı eşiyle dertleşirken demiş ki yaşlı eşi: “Sen çok istiyorsun bir oğlu; ancak ben çok yaşlıyım, sana oğul veremem. Gel, sana genç bir eş bulalım…”
Kendi elleriyle evlendirmiş eşini ve bunun üzerine bir oğul vermiş Tanrı onlara. Adam da “Tanrı sesimi işitti… Tanrı işitti” anlamında “Esma El” (=İsmail) koymuş adını oğlunun.
“Artık benim de soyum yürüyecek, ben de bir soyun babası olacağım” anlamında da kendi adını vermiş: “Ab rahm
Ancak ilk yaşlı eşin biraz da üzülmesine neden olmuş bu durum. Bir gün kendi kendine bu kaygılarla düşünürken Tanrının sesini duymuş derinden: “Bir oğul da sana vereceğim, üzülme” demiş Tanrı ona.
Komik gelmiş bu durum kadıncağıza: “Ben 90 yaşında bir ihtiyarım, nasıl benim oğlum olur?” diye gülmüş ve inanılmaz bir şey gerçekleşmiş. Bir oğlu da onun olmuş. Onun adını da “Annesini güldürdü” anlamında “İshak” koymuşlar.
E artık bir değil, iki soyun babası, atası olduğuna göre kendi adını da buna göre değiştirmiş babaları. “İki soyun atası, soylar atası” anlamında “Abraham” demiş kendi adına da.
Evet, doğru bildiniz. Hazreti İbrahim’den ve oğulları İsmail’le İshak’tan söz ediyoruz.
Gördüğünüz gibi, eski adların hep bir öyküsü, bir anlamı var.
Şimdi biraz da Araplara bakalım nasıl ad veriyorlar genellikle diye:
Bilirsiniz, Araplar kızlarına değer vermezler. Hatta İslamiyet öncesinde diri diri gömerlermiş. Aslında İslamiyetten sonra da pek değişmemiş kadınlara bakışları anladığımız kadarıyla. Yine değer vermedikleri için, kızlarına ad vermek yerine onları sayıyla adlandırmayı seçmişler.
İlk doğan kız çocuklarına “Elif” derler genellikle. Birinci kız anlamındadır bu. Kimi zaman da Ayşe koyarlarmış ki evin iaşesini karşılasın, yemeğini yapsın, silip süpürsün diye.
İkinci kızın adı “Saniye”dir genellikle. Saniye Arapçada ikinci demektir.
Üçüncü kızlarına da selaseden türeme “Tılte” veya “Telat” derler. Anlamı malum: üçüncü…
Dördüncü kızın adı “Rabia”dır.  Niye? Raba 4 demektir, Rabia da 4.
Hamse, 5. Demektir ve 5. Doğan kızlarına verilir bu ad. Harran yöresinde çok bulunur.
Sitte 6. Demektir. Kime ad olarak verildiğini biliyorsunuz artık. Hatta vizontele adlı filmde Siti Ana olarak duyduk bu adı.
Erken doğan yani prematüre kızlarına “Hatice” derler.
Süt emmeyen, sütten erken kesilen kızlarına da “Fatma” derler. “Fatm” süt yanığı demektir.
Eğer tombulsa biraz “Zeynep
Esmerse “Semra” derler
Ve daha neler neler…
Eeee biz niye bu adları veririz kızlarımıza?
Bizim için de ad verilemeyecek kadar değersiz midir kızlarımız?
Ya sizin adınızın anlamı nedir?
Kayıtlı

murat

  • Tam
  • ***
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • İleti: 163
  • sevgi hoşgörü mutluluk
Ynt: Ben giderim adım kalır
« Yanıtla #1 : 19 Ocak 2010, 21:43:04 »

Çömez hocam, çok emek vermişsiniz, benim bilmediğim bu konuda bir çok farklı bilgiye sahip oldum. Teşekkür ederim.
Kayıtlı
hayattan çok şey bekleyenler,
hayat için ne yaptığını gözden geçirmelidir. Sizler için hazırladığım daha çok gençlerin hayatında iz bırakacak bir kitap.
 ÜCRETSİZ KİŞİSEL GELİŞİM KİTABI İLGİNİZİ ÇEKERSE link alt satır
https://sway.com/GCyRCLviwWjL32oL

Rindâne

  • Y
  • Tam
  • *****
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • İleti: 228
    • Öğretmenler Forumu
Ynt: Ben giderim adım kalır
« Yanıtla #2 : 20 Ocak 2010, 17:27:09 »

 Yazınızı büyük bir iştah ile okudum. Teşekkür ederim. Evet, kültürümüzde bir zamanlar her şeyin bir anlamı varmış ancak zaman içinde hemen hemen herşey anlam kaymasına, anlam bozulmasına uğramış.


  Klasik Türk Sanat Müziğinde bir eser vardır "Bir elif çekti sîneme cânan bu gece" adında, elif çekmek ne demektir diye sordum kendime hep, ama bir türlü cevabını bulamadım. Bir gün, Osmanlıca bilen bir arkadaşıma sorduğumda o bana açıkladı. Elif, harfi Arapçada ve Osmanlıcada yukarıdan aşağıya inen bir çizgi olarak yazılır (mış), sîne kelimesi ise içi boş bir yuvarlak ile başlarmış (yanlış hatırlıyor olabilirim), Elif harfi bir ok ve sîne kelimesinin baş harfi bir hedef. Yani anlatılmak istenen şey görsel olarak anlatılmaya çalışılmış.

 İşim gereği sık sık okullara gidiyorum, gittiğim olkullardan birinde ismini sorduğum bir öğrenci isminin "Yunus Emre" olduğunu söyledi. Peki, anlat bakalım Yunus Emre kimdir dediğimde sus pus oldu. Ben de ona dedim ki "Eğer bu ismi taşıyorsan bu ismin ne olduğunu öylesine bilmen gerekir ki herhangi bir insan Yunus Emre hakkında araştırma yaptığında bu konuda en önemli bilirkişi sen olmalısın ve sana danışmalı". Maalesef çocuklarımız taşıdıkları ismin anlamını bile bilemiyorlar. Ben Milli Eğitim bakanı olsam herkesin taşıdığı ismin anlamını öğrenmesini sağlamaya çalışırdım.

 Bu arada ben taşıdığım ismin anlamını biliyorum ve tüm hayatım boyunca bu isme layık bir insan olmaya çalıştım.
Kayıtlı
Öğretmenler, yeni nesil sizlerin eseri olacaktır.
Mustafa Kemal ATATÜRK

Mehmet ÇÖMEZ

  • Moderat
  • Yeni
  • *****
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • İleti: 20
Ynt: Ben giderim adım kalır
« Yanıtla #3 : 10 Şubat 2010, 15:34:15 »

Küçüklüğümde bir film vardı "Oğlum Osman" diye... geçenlerde kanallar arasında gezerken baktım televizyonda da oynuyor. Ne kadar sevindim bilemezsiniz. Çocukluğumdan gelen bir anıydı bu. O zamanlar izlemiş ve unutmuşum demek ki... bulunca buldumcuk oldum yine. Gelgelelim o zamanlar ayırdına varamadığım bir şey varmış bu filmde. Önce filmde anlatılanı özetlemeye çalışayım:

Film, dini bütün bir aile filmi herşeyden önce. Biz o zamanlarda da dinle Arap kültürünü birbirine karıştırdığımız için Araplara ait her şeyi din olarak kabul etme alışkanlığındaydık. Bir aile var ve bu ailenin bir de oğlu var. Baba, dini bütün olduğu için oğluna Osman adını koyuyor... ancak Osman büyüyünce fırlama olup çıkıyor. Ailesini beğenmiyor, kültürünü beğenmiyor hatta hatta dinden de çıkıyor.

İşte bu dinden çıkma çabaları sırasında adını da değiştiriyor bizim Osman, Türkçe bir ad veriyor kendine: KAYA

Babası, az buçuk da annesi buna itiraz ediyor, bağırılıp cağrılıyor, evde tat tuz kalmıyor. Osman'ın düşlerine Hz. Osman giriyor falan filan. Baba feryat ediyor ve konu; "Sen nasıl kendine taş, toprak, kaya dersin? Ben sana kutsal bir ad vermiştim..." sorununa geliyor.

Şimdi hep birlikte düşünelim. Osman adını kutsal yapan ne var? Anlamı demeyin sakın. Çünkü Osman yılan yavrusu demektir.

Daha çok var bunlardan. Onları da ara ara yazarım öyküleriyle birlikte.
Kayıtlı

Rindâne

  • Y
  • Tam
  • *****
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • İleti: 228
    • Öğretmenler Forumu
Ynt: Ben giderim adım kalır
« Yanıtla #4 : 10 Şubat 2010, 18:54:05 »

Evet, o filmi hatırlıyorum. Bir de Kezban ismi var değil mi hocam. Yalancı demek ama bazı insanlar bu anlamı bilmediğinden dolayı sanki dîni bir isim veriyormuş gibi kızlarına Kezban adı veriyorlar.
Kayıtlı
Öğretmenler, yeni nesil sizlerin eseri olacaktır.
Mustafa Kemal ATATÜRK

Mehmet ÇÖMEZ

  • Moderat
  • Yeni
  • *****
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • İleti: 20
Ynt: Ben giderim adım kalır
« Yanıtla #5 : 10 Şubat 2010, 19:19:53 »

Hangi birini desem bilmiyorum ki...

Açıyoruz kutsal kitabımızı, okurken kulağımıza en hoş gelen sözcüğü ad olarak veriyoruz çoluğumuza, çocuğumuza. Kimse bu sözün anlamı ne diye düşünmüyor. İş baştan sakat. Bize yalnızca okumamız söylendi Kuran'ı. Kimse okumaktan çok anlamamız ve ona göre davranmamız gerektiğinden söz etmedi ki. Meğer o sözde Tanrı "Niye yalanlıyorsunuz?" diye azarlıyormuş. Biz ne bilelim... aldık ad olarak verdik kızlarımıza Keziban sözcüğünü...

Adı Hülya olan var mı peki aranızda? Benim çok tanıdığım var. Arapçadaki hayal sözcüğüyle karıştırıyorlar genellikle. Yunanca melankoli sözcüğünden geliyor. Kara safra demektir. Bir iç salgı yani. Söylenceye göre İbni Sina bir hastalık üzerinde çalışıyormuş. Bu hastalığa yakalanan kişi olmadık şeyler, sanrılar görüyor ve bu onda saldırganlığa neden oluyormuş. Buna neden olan şeyin kara safra olduğunu bulmuş ünlü bilgin. O arada Yunan tıpçılarının kitaplarına biraz fazlaca dalmış olacak ki bu salgının Yunanca adını vermiş hastalığa. Mali Kholia.

Rahmetli babam, biri saçmalamaya başladığında "Amaan bırak şunu, mali hulya geçiyor." derdi. Eskiler bu sözü anımsayacaklardır. Zamanla malisi çok gelmiş bize, hülyası kalmış. O da ak safra demektir. Salgıdan kız adı mı olurmuş? Peh...

Elif ise ayrı bir sıkıntı.

Bu yazı çizi işleriyle, bilirsiniz, Fenikeliler de uğraşmışlar. Her ne kadar yazılarının kökeninde Türk yazısı etkisi var deseler de kendilerine has bir yazım biçimi geliştirmişler. Beş yüze yakın işaretleri var ve bunları şekil yazı olarak kullanıyorlar başta. Yani öküz (=Alef) yazmak için öküz başı çiziyorlar. Ev (=bet) yazmak için ev resmi falan. sonra bakmışlar ki böyle yazması da zor, işaretleri akılda tutması da zor, yazılana anlam vermesi ayrıca bir zor. Onlar da ilk sesleri farklı olan 25 tanesini almışlar ve bunları bugün olduğu gibi harf olarak kullanmışlar.

Bu biçimin daha kullanışlı olduğunu gören çevre uygarlıklar da bunu alıp kendilerine uyarlamışlar. Sözgelimi Yunanlılar almış. Aramiler üzerinden de Araplar almış. Yansıması şöyle olmuş:

Fenike                   Yunan     Arap
Alef (Öküz)             Alfa        Elif
Bet (Ev)                  Beta       Be
Gımmel (Sopa)      Gama     Cim
Dalet (kapı)             Delta     Dal

...
Asıl sormak istediğim şu: Fenikelinin öküzü nasıl olmuş da bizim kızlarımıza ad oluvermiş?
Kayıtlı

murat

  • Tam
  • ***
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • İleti: 163
  • sevgi hoşgörü mutluluk
Ynt: Ben giderim adım kalır
« Yanıtla #6 : 28 Şubat 2010, 19:54:17 »

islam Hz. Muhammed'e ilk emri oku. öyleyse okumak bir araç,anlayıp yaşamak ise gerçek amaç. arapça okundu mu sevap Türkçe okursan olaz Allah kabul etmez,peki Alah Türkçeyi bileyecek kadar aciz mi?
Kayıtlı
hayattan çok şey bekleyenler,
hayat için ne yaptığını gözden geçirmelidir. Sizler için hazırladığım daha çok gençlerin hayatında iz bırakacak bir kitap.
 ÜCRETSİZ KİŞİSEL GELİŞİM KİTABI İLGİNİZİ ÇEKERSE link alt satır
https://sway.com/GCyRCLviwWjL32oL