Öğretmenler Forumu

Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz
Gelişmiş Arama  

Haberler:

Gönderen Konu: Terk Edilmek  (Okunma sayısı 7787 defa)

Rindâne

  • Y
  • Tam
  • *****
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Toplam İleti: 232
    • Öğretmenler Forumu
Terk Edilmek
« : 08 Ekim 2010, 15:02:00 »

Yıllar önce bir sonbahar günü Göcek'e gittiğimde dikkatimi çeken bir olay sokak köpeklerinin ne kadar çok olduğuydu, ama bu köpeklerin büyük bir bölümü pek de sokak köpeğine benzemiyorlardı. Daha çok, büyük şehirlerde, genellikle bahçeli evlerde ya da daha az olmakla birlikte ev içlerinde beslenen sahipli köpeklere benziyorlardı. İnsanlara çok alışkın oldukları her hallerinden belliydi.
 Bir akşam gittiğim lokantada garsona bu durumun nedenini sorduğumda aldığım cevap karşısında çok şaşırmıştım. Bu köpekler aslında sokak köpeği değildi, köpekleriyle birlikte uzak diyarlardan tatile gelen insanlar! tarafından terk edilmiş köpeklerdi. O gün ne kadar üzüldüğümü ve öfkelendiğimi anlatamam.
 Çocukluğumun önemli bir bölümü Yedikule'de geçti. Sanıyorum dokuz yaşlarındaydım. Mahallemizde bir ayağı aksayan yaşlıca bir adam vardı, bu adam garip bir şekilde her akşam eski model arabası ile çıkar, kasapları ve ciğercileri dolaşarak et, ciğer gibi hayvanların yiyebilecekleri yiyecekler toplardı. Sonradan öğrendiğime göre topladığı bu yiyecekleri sabah çok erken saatlerde kalkarak çöp kutularının yanlarına koyar ve hayvanların karınlarının doymasını sağlarmış.
 Ben yetişkin bir insan olduğunda öğrendim ki bu kişi İstanbul Üniversitesi Hukuk fakültesi Medeni Hukuk Profesörü, "Hayvan Hakları" adlı devâsâ kitabın yazarı İsmet Sungurbey imiş.
 Göcek'te terkedilmiş hayvanları görünce aklıma hemen İsmet Sungurbey hoca gelmişti. Bir tarafta sokak hayvanlarını doyurmak için inanılmaz bir çaba gösteren bir İNSAN, diğer tarafta evlerinde besledikleri hayvanlarını açlığa terk eden insancıklar!
 4 Ekim Dünya "Hayvan Hakları Günü" Cumhuriyet gazetesinde Sayın Deniz Kavukçuoğlu'nun "Terk Edilmek" adlı yazısını okuyunca düşüncelerim geçmişe doğru gitti, bu güzel yazıyı sizlerle de paylaşayım dedim.

Terk Edilmek
 Yaz bitti, kıyı beldeleri boşaldı. Birçok lokanta, otel, pansiyon gelecek yaza doğru yeniden açılmak üzere kapılarını kapattı.
 İnsansızlaşan sokaklarda, sitelerde köpekler, kediler dolaşıyor. Sonra gidip hep aynı evlerin önlerinde bekleşiyorlar. Kulakları dik; duydukları her ses onları heyecanlandırıyor. Şimdi boş olan o evler daha birkaç gün öncesine kadar "onların" evleriydi. Özgürce girip çıktıkları, karınlarını doyurdukları, o evlerde oturan insanlar tarafından sevilip okşandıkları, kendileri için hazırlanmış özel köşelerinde uyudukları, mutluluk içinde yaşadıkları evleri...
 Onlar o boşalmış, insansızlaşmış evleri hâlâ kendi evleri sanıyorlar. Oysa artık değil, fakat bunu bilmiyorlar. Bilmedikleri için o evlerin önünden ayrılmıyorlar, sarsılmaz bir umutla kendilerini sevip okşamış, sevilmeye alıştırmış o "iyi" insanların dönmesini bekliyorlar.
 O insanlar ise uzun bir süre dönmeyecekler boşalttıkları yazlıklarına. Geride bıraktıkları, bir zamanlar sevip okşadıkları, varlıklarından mutluluk hatta övünç duydukları o hayvancıkların ne durumda olduklarını sorup sorgulamadan, onların olası sonlarını vicdan terazilerinde tartmadan hayatlarını alışageldikleri olağanlıkla sürdürecekler.
 O, bir zamanlar sevdikleri, bakıp besledikleri hayvancıklar "kendi yuvaları da" belledikleri evlerinin kapı önlerinde yarı aç yarı susuz daha bir süre bekleyecekler. Umutları giderek tükenecek. Umutlarını ayakta tuttukları günlerde kendilerine mama veren, su veren yaşlı amcalar, teyzeler de başlayan soğuklarla baş edemeyip kışı geçirmek üzere kentlerdeki kaloriferli apartmanlarına dönecekler.
 İşte o zaman terk edilmiş kediler, köpekler için çetin bir yaşam savaşımı başlayacak. Bir lokma kuru ekmek, bir kap yemek artığı, bir parça kemik, bir tas su bulabilmek için yollara düşecekler. Günler geçtikçe köpeklerin o güzelim, parlak tüyleri matlaşacak, kirlenecek, çamurlara bulanacak; bir araya gelip sürüleşecekler. Tek tük açık kalmış bakkal dükkanlarının, lokantaların önlerinden taşlarla, sopalarla kovalanacaklar.
 Kediler, çöp kutularında yiyecek arayacaklar. Devirdikleri her çöp kutusunun anısı belleklerinde yedikleri tekmelerin acısı olarak yer edecek.
 Bu kedilerden, köpeklerden ancak çok azı kış ayları boyunca verecekleri bu yaman var olma savaşımından sağ çıkacaklar.
 Yaz gelecek. Yazlıkçılar boşalttıkları evlerine geri dönecekler. Akıllarına geride bıraktıkları hayvancıklar gelecek. Birbirlerine, köpeklerin ne kadar sadık, kedilerin ne kadar evcil olduklarını anlatacaklar, "bir yerdedirler, gelirler mutlaka!" diyecekler. Onların açlıktan susuzluktan ölebileceklerini, düştükleri yollarda bir kazaya kurban gidebileceklerini, tekmeyle, sopayla, taşla öldürülebileceklerini, kimi yerel yönetimler tarafından zehirlenebileceklerini hiç düşünmeden, düşünemeden.
 Oysa bir canlıyı umarsızlığa, sonu bilinmezliğe terk ederken tüm bunları düşünmek gerekir.
 Hayvanlara eziyet yalnızca tekmeyle, taşla, sopayla sınırlı değildir.
 Terk edilmek insana da, hayvana da aynı acıyı verir.
 Bir hayvanı sahiplenirken bu gerçeği göz ardı etmemek gerekir.
.....
.....
Deniz Kavukçuoğlu, 4 Ekim 2010, Cumhuriyet gazetesi Sayfa 14.


 Not: Sayın Deniz Kavukçuoğlu'nun bu yazısı yazarın kendisinden izin alınarak www.ogretmenlerimize.com adresli sitede yayınlanmıştır.
Kayıtlı
Öğretmenler, yeni nesil sizlerin eseri olacaktır.
Mustafa Kemal ATATÜRK